|
Tweet |
Çarşamba günü de dijital politikalar eylem planı lansmanına katıldım. Açıklamalar, sorular, cevaplar… Genel hepimizin alıştığı bir sunum dinleyeceğimi düşünerek tabi… Yanıldım. Neden mi?
SEMRA ALKAN
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Dijital Dönüşüm ve Teknoloji Politikaları Başkanı Burak Dalgın’ın sunumlarını izlerken bir ara Apple’ın marka lansmanında gibi hissettim. Sahnenin tasarımı, izleyicilerin çoğunlukla gençler olması ve her alanda rahatlık teması… Belli ki arka planda ciddi emek sarf edilmiş…
‘Fikir ve üretim üssü olan bir Türkiye hayal ediyoruz’ mottosu dikkat çekiciydi doğrusu… Bir de ‘fikir ve üretim’ kavramlarına ne kadar hasret kaldığımızı belirtmeden olmaz sanırım… Ayrıca ne zamandır böyle güler yüzlü bir sunum izlememiştim. Zira siyasette asık suratlar normalimiz oldu maalesef…
Sunumda espriler ardı sıra geldi. Özellikle Silivri soğuktur başlığında kahkaha sesleri yükseldi. Ve fakat Silivri soğuktur konusunda kahkahalar biraz acı geldi. Kahkahaların bir bıçak yarası gibi canımı acıttığını hissettim. Hem de ta derinden… Sanki bir ara maviye hasret kalanların çığlıklarının kahkahalara karıştığını hissettim.
Bir de nedense eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın patronlara ter içinde kalarak yaptığı sunum geldi aklıma doğrusu… Hala merak ediyorum Albayrak’ın sunumunu en önden izleyen deneyimli iş adamları Tuncay Özilhan ve Hüsnü Özyeğin o anlarda neler düşündü diye…
Liyakat kavramının ne kadar vazgeçilmez olduğunu düşünmüş olabilirler mi?
Kim bilir?
***
PARLEMENTER SİSTEM GEÇİŞ SÜRECİYLE İLGİLİ BELİRSİZLİK DEVAM EDİYOR
Toplantı sonrasında bir grup gazeteci Babacan’a sorular sorduk.
Öncelikle tezkere konusu gündeme geldi. Babacan bu konuda şunları söyledi:
“Partimizin yetkili kurullarında uzun kapsamlı bir değerlendirme yaptık. Aramızda ‘evet’ diyelim diyen de ‘hayır’ı savunan da vardı. Her iki argümanın da haklı yönleri bulunuyordu. Sonunda çekimser kalma kararı aldık. Ve milletvekilimiz Mustafa Yeneroğlu’na telefon açarak ‘partimizin görüşü bu şekilde ama son karar sizin’ dedim. O da benzer düşünceler içindeydi.
Diğer önemli konuda parlamenter sistem süreciyle ilgiliydi.
“Sadece parlamenter sistemle ilgili çalışmanın tamamlanmasının yetmeyeceğini, geçiş süreciyle ilgili çalışmanın da ortaya konması gerektiğini çok önemsiyorum. Şu anda masanın gündeminde geçiş süreci yok.”
Açıkçası geçiş süreci önümüzdeki süreçte en zorlayıcı ve en stratejik konuların başında gelecek düşüncesindeyim. Zira şu ana kadar bu konuyla ilgili elimizde net bir veri yok. Bildiğimiz altı partinin parlamenter sistem konusunda bir masa etrafında çalıştığı… Ki bu çok olumlu… Geçiş sürecinin nasıl olacağını bilmiyoruz. Belirsizlik kavramı gittikçe daha da güçleniyor sanki. Ki tüm bu belirsizliklerle birlikte Erdoğan faktörünü de unutmamak gerekiyor.
Babacan’ın grup toplantısında Kemal Kılıçdaroğlu’nun linç görüntülerinin izlettirilmesiyle ilgili söyledikleri:
“Siyasal şiddet bağlamında Sayın Erdoğan’ın yaptıklarını, tutumunu ülkemiz adına tehlikeli buluyorum. Bütün yetkileri aldı, ama bu aynı zamanda bütün sorumluluğu da üstünde toplamak demek oluyor. Ama bu sorumluluğun gerektirdiği bir duruş sergilemiyor, sessiz kalıyor. Oysa sorumluluk duyması lazım, sorumluluğuna dair güçlü bir sinyal vermesi lazım, kolluk kuvvetlerine bu mesajının gitmesi lazım.”
Diğer bir konu da ekonomi… Babacan’ı görüp de ekonomi sormadan olmaz sanırım. Bu konuda söyledikleri:
“Şu anki durum 2001 krizinden daha kötü değil. Bence Sayın Erdoğan ekonomiyi hâlâ düzelteceğini düşünüyor. Ekonomiyi toparlayıp, seçime öyle gitmek istiyor. Hâlâ zihninde olup henüz yapmadığı işler var. Sonuna kadar deneyecek. Bu iktidar iş başında olduğu sürece bu ülkenin ekonomisi toparlanmaz.” Ayrıca Babacan, uluslararası fonların temsilcileriyle de görüştüklerini belirtti.
On büyükelçi konusunda söyledikleri:
“Her iki tarafta birbirine onurlu bir çıkış kapısı açmak istedi”
“Böyle bir usul de pek yok. 10 ülkenin büyükelçisi bir araya gelip ortak bir açıklama, ortak bir tutum… Bu büyükelçiler belirli bir ülke grubunu temsilen de bunu söylemiyorlar. Dense ki mesela Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerinin büyükelçileri ya da Avrupa Birliği’nin büyükelçileri ya da D-7, D-8’e üye ülkeler adına değil, adını koyamayacağımız bir grup büyükelçi geliyor, bir açıklama yapıyor. Ki bu açıklama gerçekten bizim iç meselelerimizle alakalı. Bunun ben usul olarak son derece hatalı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta bir hata yaptılar. Ve bu başka hataya neden oldu, büyükelçileri göndereceğiz gibi bir söylem de hataydı. Sonra enteresan bir diplomasi trafiği işledi. Yapılan açıklamaları o ülkeler kendi anlamak istedikleri gibi okudular, Sayın Erdoğan da kendi anlamak istediği gibi okudu. Sanki yine diplomasiyle iş bir hal yoluna girdi gibi okuyorum. Özellikle İngilizce açıklamayla Türkçe açıklama arasındaki o farklar. O da çok enteresan yani. Herkes istediği gibi anlıyor. Bütün bunlar kriz daha da büyümeden çözülsün diye. Bir de her iki tarafta birbirine herhalde onurlu bir çıkış kapısı açmak istedi.”
***

Teknoloji alanında bu denli rekabet kızışmışken Amerika, Çin alıp başını gitmişken, şirketlerin trilyon değerleri havada uçuşurken ve Avrupa bile geride kaldığını düşünürken, Türkiye’nin teknolojide atılımı nasıl yapacağını Burak Dalgın şu şekilde cevapladı:
“Öncelikle teknoloji alanında Amerika ve Çin’e göre Avrupa geri kaldı. Şu an adeta bir kast siteminin oluştuğunu söyleyebiliriz. Tepede iki tane oyuncu var. Amerika ve Çin… Bunlar arayı açmış durumda. Ondan sonraki ikinci ligde Avrupa var. Belki Güney Kore, belki Tayvan, belki Singapur… Bir de diğerleri var. Biz Türkiye olarak diğerleri grubunun içindeyiz.
Biz bu ligleri normal takip edersek, bir üst lige çıkalım, sonra en üst lige çıkalım diye… Bu şekilde ilerlemek mümkün değil. Ama belli alanlarda bunu yapmak mümkün olabilir. Dünyada evlere ilk fiber optiği en fazla götüren ülke Güney Kore’dir. Bundan 10 sene önce. Biz de bu tip sektörlere destek olursak ya da oyuncular bulabilirsek ilerlemek mümkün. Örneğin, Türkiye’nin ilk milyar dolarlık şirketi oyun sektöründen çıktı. Peak Games firması. Benzer örnekler demek ki çıkabiliyor, yeter ki girişimciliğin önünü açalım. Yani sıçrama alanlarına yatırım yaparsak, bu alanlardan böyle şirketler çıkabilir. Dolayısıyla Türkiye’deki girişimci enerjisine güveniyoruz. Bu noktada, Avrupa’ya göre avantajlı olduğumuzu düşünüyorum.”
Babacan’ın bu konuda söyledikleri:
“Biden yönetimi iş başına geldikten sonra özellikle Çin’le ilişkiler açısından çok önemli stratejik karar aldılar ve teknoloji ve ekonomiyi ulusal güvenlik meselesi olarak bundan sonra değerlendirecekler. Dolayısıyla sıçrama konusu çok önemli. Bizim her konuda ilerleme hedefi koymamız kaynakların doğru harcanmayacağı anlamına gelir. Belli alanları seçmek ve o alanlarda yoğunlaşıp, o alanlarda sıçrama modeli geliştirmek önemlidir. Bunun tabi daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum.”
Burada şöyle bir ekleme yapmak isterim: Türkiye’nin savunma sanayisindeki teknoloji geliştirme çalışmaları gerçekten umut verici. Dolayısıyla savunma sanayisindeki know-how’ı genele bir anlamda özel sektöre yayabilirsek sıçrama konusu biraz daha hızlanabilir. Aslında hep söylenen gelişmelerin öncelikle askeri alanda olduğu sonrasında günlük hayatımıza ulaştığıdır. Dolayısıyla bu alanda Avrupa’ya göre şansımızın yüksek olduğu düşüncesindeyim.
***
Son dönemde Tesla’nın inanılmaz yükselişi otomotiv pazarında rekabetin kurallarını da değiştirdi. Tabi gözler ister istemez TOGG markasına çevriliyor. Türkiye’nin otomobiliyle ilgili Babacan’ın söyledikleri:
“TOGG markası yerli otomobil söylemiyle çıktı. Bunun tasarımı başka bir ülkede yapıldı. Farklı farklı komponentler… Her biri ayrı ülkeden gelen şeyler de oluyor. Ama bu işin tabiatında var. Zaten burada yanlış olan yerli, milli otomobil diye ortaya çıkmaktır. Ayrıca yerli milli söyleminin yanında maliyet yapısının ağırlıklı olarak ithal olması nedeniyle doğru bir söylem değildir. Nihayetinde TOGG markasının iyi sonuçlar vermesini ümit ederiz.”
Bu noktada, maliyet yapısının ağırlıklı olarak ithal olması arabanın maliyetinin artacağı anlamına gelmez mi? Döviz kuru bu şekilde devam edecek olursa arabanın satış fiyatının beklenenden daha yüksek olacağı sonucunu da ortaya çıkarabilir.
Aslında elektrikli otomotiv sektöründeki hızlı değişimi ve dolayısıyla TOGG markasının tüm bu değişimlere hangi stratejilerle cevap vereceği konusunu TOGG Ceo’su Gürcan Karakaş’dan dinlesek ne güzel olur.
***
Sunumda önemli gördüğüm başlıklar ise…
Büyük veri hamlesi, Silikon Vadisi’ne büyükelçi atanması, dijital oturma izni, dijital dönüşüm, teknoloji ve girişimcilik için ayrı bir bakanlık kurulması, yapay zeka etik kurulu maddeleri ilgi çekiciydi doğrusu… En dikkatimi çeken de ‘dünyada önde gelen isimlerden oluşan bilim ve teknoloji istişare kurulu kuracağız’ bölümüydü.
Zira istişare kavramını o kadar unuttuk ki… O kadar hasret kaldık ki…
Sunum esnasında sorular arasında en aklımda kalan cümle ise…
Napolyon’un ‘para para para’ sözü yerine veri veri veri sözünün gelmesi… Aslında bu cümle şu an yaşadığımız değişimi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
TÜRKİYE TRENİ KAÇIRIYOR MU?
Son dönemde hepimizin dilinde moda bir deyim var ya… Benim alanım ekonomi, benim alanım dış politika benim alanım şu, benim alanım bu… O zaman ben de benim alanım ile cümleye başlamak isterim. Ama biraz farklı açıdan…
Benim alanım teknoloji, bilişim olmadığı için Deva Partisi’nin yarına atılım eylem planını yapay zekâ teknolojileri alanında uzman bir arkadaşıma sordum. Zira asıl işin mutfağında olan bir kişinin bu eylem planı hakkında ne düşündüğünü merak ettim. Ve şunları söyledi:
“Eylem planından önce şu anki tabloyla ilgili birkaç kelam etmek isterim. Eğer bu şekilde devam edilirse Türkiye’de teknoloji konusunda treni kaçıyoruz. Şu an Türkiye’de teknoloji konusunda yapılanlar bir anlamda makyaj! Zaten ortaya çıkan rakamlardan, sonuçlardan da belli... Dünya genelinde rekabet kızıştı. Haliyle rekabet artınca senin daha iyi bir şeyler yapman gerekiyor. Bu da maliyet anlamına geliyor ki şu anda genel anlamda maliyetler de arttı. Diğer taraftan ülkemizin bu ağır havasında işlerin ortaya çıkması, bizim dünyayla rekabet etmemiz çok zor, hatta hayal…
Örneğin uzun süreli araştırma geliştirme projelerine, daha odaklanılmış projelere ihtiyaç var. Bu ortamda nasıl odaklanacaksınız? Teknolojik bir ürün çıkarmak ve bunun global bir markaya dönüştürülmesi gerekiyor. En önemlisi uzmanlaşmış ekiplere ihtiyaç var. Oysaki çevremdeki çoğu arkadaşım yurtdışına nasıl giderim hesabı içinde şu an… Ve iş bulan gidiyor. Hem de ardına bile bakmadan gidiyor.
Ve eylem planındaki detaylara bakınca ilk söyleyebileceğim derslerine iyi çalışmışlar. Hamaset yapmıyorlar. Ayakları yere basan bir plan. Tabi üzerinde daha fazla çalışılabilir mi? Evet. Dolayısıyla sektörden biri olarak bunun değerli olduğu düşüncesindeyim. Keşke Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da eylem planından bazı maddeleri hızlıca gündemine alsa ve hemen uygulasa… Ama sanmıyorum.”
İzcihaberajansi.com
Karar